Karanlık, ışığınızı tanımanız için gereken şeydir...

  1. Yazarlar
  2. Güncel
  3. Duygu Merzifonluoğlu

Ankara CerModern’de Candaş Şişman’ın 12 kulaklıktan oluşan ses enstalasyonu çok kuvvetliydi. Çünkü, 2014 Venedik Mimarlık Bienali, Türkiye Pavyonu, Bellek Mekanları Sergisi’nde ilk kez sunulmuş olan bir ses enstalasyonu olmasının yanısıra, insanda uyandırması gereken sanat algısına fazlaca sahipti. Çünkü enstalasyonu layıkıyla anlamanız için yanından geçip gitmemeniz, içine girmeniz ve kendinizle o enstalasyon arasında bir ilişki kurmanız gerekiyordu. Bu da demek oluyordu ki enstalasyonun kendini gerçekleştirebilmesi için size ihtiyacı var. Aynı bu hayatta karşılaştığınız herşeyin - buna siz de dahil - kendisini gerçekleştirebilmesi için size ihtiyacı olduğu gibi.


Modern bir alan içinde, havada salıncakvari asılı duran 12 ayrı kulaklığın 12’sinde de 5 dakikalık loop’lardan (döngülerden) oluşmuş farklı sesler olduğunu düşünün. Bir nevi havada asılı kalabilmiş bu seslerin, sizi bir boyuttan başka bir boyuta taşımasına izin verdiğinizi düşünün. İşte o noktanın, eserin sizi tam anlamıyla içine aldığı nokta olduğunu, çünkü kendi yaşamızda daha önceleri duymuş olduğunuz benzer seslerin bu sesler ile kendiliğinden eşleşmeye başladığını hayal edin ve bu sesleri dinlerken de çoğunlukla gözünüzün kendiliğinden kapandığını hissedin. Çünkü bir kulaklık vasıtası ile bir sesi başka herhangi bir uyaran olmaksızın tüm ayrıntıları ile duyabilmeye ve dinleyebilmeye çalışıyorsunuz.

Çalışıyoruz. Çalışıyorum.. Ve.. Geçmişe gidiyorum.. Bu tip bana ait olmayan bir kulaklığı takarak bir sesi dinlemeye çalışma eylemi, beni küçükken İngilizce derslerindeki dinleme seanslarına (listening session’ları), o seanslar esnasında tanıştığım “Mr. Smith talks with Mr. Brown” dialoglarına götürüyor. Gözlerimin kapalı oluşu ise, görme duyum olmaksızın duyduklarıma odaklı bir biçimde kendimi deneyimleme duygusuyla tanıştığım ilk yere “Karanlıkta Dialog” / “Dark in the Dialog”  sergisi’ne götürüyor.  

“Karanlıkta Dialog”un yolculuk hikayesini biliyorsunuzdur belki. Andreas Heinecke isminde bir profesör bir gün radyo istasyonunda çalışırken genç bir görme engelli ile karşılaşır ve bu gencin görme duyusunu bir kaza sonucu kaybettiğini öğrenir. Andreas bu durumdan çok etkilenir ve onu iyi bir radyocu olması için eğitmek ister. Görme engelli genç de bu öğrenme süreci içerisinde Andreas’a kendi bildiklerini öğretmek ister. Zaman içinde anlaşılır ki, Andreas aslında görme eylemine sahip olduğu halde, bu hayatı hiç ama hiç görmüyordur.

Görme engelli bu genç sayesinde ise görme halinin başka bir evresine geçer ve o güne kadar görüyorum sandığı herşeyi en baştan görmeye başlar. İlginçtir ama bu yetiyi ona gözleri görmeyen biri kazandırmıştır. Andreas, bu durumdan çok etkilenir ve bu tip bir ilişkinin insanda yaratabileceği olağanüstü farkındalıkla neler yapabileceği konusunda düşünmeye başlar. Takvimler o sırada 1995 yılını gösteriyordur ve Andreas o günlerde ilk sosyal girişimini başlatmak üzeredir..  

Bu sosyal girişim, gerçekte dünya üzerindeki herkesin bir ‘Değişim Yaratan’ / ‘Change Maker’ olduğunu savunan ve her insanın, kendini, insan karşılaşmalarında oluşan boşluklar ve iletişimsizlikler arasında köprüler kurmak için yeni yollar bulmaya adayabildiği takdirde dünya üzerinde fevkalade önemli değişimlere neden olabileceği gibi bir fikirden ilham almaktadır. (Bu sırada Andreas kimdir diyenler için.. Kendisi doktorasını felsefe, edebiyat ve tarih bölümlerinden almış bir arşivci, gazeteci, araştırmacı, körler vakfı direktörü ve yeni medya geliştiricisi gibi ünvanlara sahip olmakla beraber bugün buraya sığdıramadığım pek çok önemli girişimin de yaratıcısı konumunda. Ancak sanırım benim için bu tanım, bir sosyal yenilik ve değişim insanı olarak, 1995 yılında atağa geçen, körlerin gözünden yaşamakta olduğu dünyayı yeniden insanlara hatırlatma çabasında olan, toplum bilincini yükseltmek adına insan üstü bir çaba ile savaşan bir farkındalık savaşçısıdan başkası değil.) 

Andreas’ın yaratıcısı olduğu “Karanlıkta Dialog” sergisi bugün dünya üzerinde 130’dan fazla kentte 8 milyondan fazla insana dokunmuş bir deneyimsel sergi olma özelliği taşıyor ve ilginçtir ki 2013’ten bu yana da İstanbul’un orta yerinde, Gayrettepe Metro İstasyonu’nun giriş holünde her gün meraklıları ile buluşmaya devam ediyor. 

Biliyorsunuz bu tip kalıcı olan sergiler, geçici olamayacak denli zamana kafa tutacak bir bilinç eğrisi taşıdığından dolayı kalıcı konumunda oluyor ve her yeni günde deneyimlememiş olan her insan için bünyesinde ayrı bir farkındalık barındırıyor. Çünkü bu tip deneyim sergilerinden çıkınca insan, yüzüne okkalı bir tokat yemiş oluyor. Çünkü sanırım hepimiz bu yaşam içinde bir yerlerde neye sahip olduğumuzu çoğunlukla unutmaya meyilliyiz ve onu gözümüze sokup, sertçe çarpmak konusunda da bilinçaltımızda fazla istekliyiz. Çünkü sanırım biz zavallı insanların, bu eşsiz dünyada herşeyi ile tamı tamamına tamam olan hayatlarımızın, ‘aslında dert edecek çok da fazla birşeyim yok ki benim’ demesi için, bir şeylerin yokluğu ile yüzleşmesi gerektiği gibi bir hasta bilincine sahibiz. Ancak bu konuda düşündüğüm şey şu. Bu hasta bilinç farkedilebilirse hızlaca iyileşebilir. Sadece her gün yaşarken gördüğümüz ve duyduğumuz bazı şeylerin varlığından habersiz olduğumuzu görmek için biraz harekete geçmemiz gerek o kadar. O nedenle bu sergi önemli bir sergi. O nedenle eğer gidip görmediyseniz mutlaka görmeniz gerekiyor. O nedenle benim bugün sizi karanlığa girmeye davet etmem gerekiyor. Çünkü belki de karanlığa girip, gözünüzün önünde olan ancak bir türlü göremediklerinizi bambaşka bir açıdan görmeye bugün ihtiyacınız var ve hayatın size ‘herşeyin sapasağlam, daha neyi bekliyorsun?’ demesi için kendinizi karanlığa teslim etme gününüz bugün.  

Bana çağrışım sebebi olan Cermodern deki ‘Mekan Atölye’ sergisi, 41 sanatçıdan oluşan bir karma sergi ve yaz boyu 29 Temmuz’a kadar Ankara’da sizleri bekliyor biliyorsunuz. “Karanlıkta Dialog” sergisi ise son 5 yıldır olduğu gibi sizleri Gayrettepe metrosunun içinde beklemeye devam ediyor. (Bu sırada güzel bir haber. Sergi artık Turkcell’in sponsorluğundaymış. Bu tür sanat olaylarının insanların hayatında ne kadar önemli rol oynayabileceğinin bilincinde olan Turkcell’e ve Turkcell gibi davranan tüm kurumsal şirketlere kendi adıma - bu sergiyi sayısını artık unuttuğum kadar gezmiş, yakınlarını da gezdirme heveslisi olmuş biri olarak - özel teşekkür !) 

Başı boş sokakları, kimsesiz şehirleri dolduracak, dünyayı kurtarma senaryosunda kötülerle savaşacak, süper gücü nedeni ile olmayanı olduracak, filmlerde ‘yok artık daha neler’ dedirten tüm sahnelerde dublörsüz oynayacak sizden başkası değil. Beklenilen süper kahraman sizsiniz. Unutmayın. Başkasının şişik karnına dokunmazsanız sizin şişik olduğunu sandığınız karnınızın aslında şişik falan olmadığını anlayamazsınız. Uzatın elinizi sizinle başlayıp değişsin dünya ! 

Haftaya görüşmek üzere, 

Duygu Merzifonluoğlu

{$ nextTitle $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
ilgili haberler
 
LG
MD
SM
XS